Eşitlikten ve Laiklikten Vazgeçmiyoruz. Sokakları, Okulları, İş Yerlerimizi Terk Etmiyoruz.
18Mayıs2026,Pazartesi
Sosyal medyada bazı kamu görevlileri ve belirli gruplar tarafından dolaşıma sokulan “Evde kalsın kızlar, ne olur reis” ve “Erkekler içinde çalışma bacım” adlı videolardaki Erdoğan’a yalvaran ve kadınları tehdit eden görüntüler ve sözler, kadınların kamusal alandan silinmesini ve şeriat düzeni kurulmasını talep etmektedir. Eşit yurttaşlık kavramını ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik bu talepler, ifade özgürlüğü diyerek geçiştirilemez.
Bu videolar, iktidarın kadın ve aile politikalarına yön vermeye çalışan ve kısmen de başarılı olan zihniyet yapısını bütün çıplaklığıyla göstermesi açısından tüm topluma ve aynı zamanda da iktidara bir uyarı niteliğindedir.
İktidarın İstanbul Sözleşmesi’nden bu zihniyetteki tarikatların baskısıyla çekildiğini hepimiz biliyoruz. Kamusal kreş, huzurevi ve bakımevleri toplumdaki ihtiyacın çok küçük bir kısmını karşılamakta; bakım sorumluluğu kadınların sırtına yüklendiği için kadınların yalnızca %32,5’u kayıtlı bir işte çalışabilmektedir.
Zorunlu eğitim süresinin kısaltılması, yoksulluk nafakasının süreyle sınırlandırılması, hızlı boşanma, 6284 sayılı yasanın kaldırılması gibi talepler, kadınların uzun yıllar süren mücadeleler sonucu elde ettiği tüm kazanımlara göz dikmekte; erkeğin reisliğindeki çok çocuklu aileyi kurmayı hedeflemektedir.
Bütün bunlar, bu videoları dikkate almama ya da gülüp geçme lüksümüzün olmadığını göstermektedir. “Şarkı” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılan bu nefret ve ayrımcılık söylemi, kadınların yüzyıllardır dişiyle tırnağıyla, canıyla kazandığı haklara doğrudan bir saldırıdır.
Kızılay gibi, siyasi görüşü, dini inancı ne olursa olsun, kadın-erkek herkese eşit davranması gereken, kamusal alanda sosyal hizmet vermekle yükümlü bir kurumun başındaki görevlinin kadınların çalışma hayatına ve sosyal hayata katılımını açıkça hedef alması kabul edilemez. Bu şekilde anayasal eşitlik ve laiklik ilkesine karşı çalışan tüm kamu görevlileri yargılanmalı ve görevlerinden alınmalıdır.
Söz konusu söylemlerde kadınların iş hayatına girmesiyle “erkekleştikleri” iddia edilmekte, kadın ile erkek arasındaki eşitlik bir bozulma olarak sunulmaktadır. Kadını yalnızca “ocakta” ve ev içine konumlandıran bu yaklaşım toplumsal cinsiyet eşitliğini reddetmekte, kadını erkeğe bağımlı ikinci sınıf bir varlığa indirgemeye çalışmaktadır. Kadınların çalışma hayatına ve sosyal hayata katılmalarının ekonomik olarak güçlenmelerinin boşanmaya neden olacağı ifade edilmektedir. Eşitlikçi ailelerde haklar ve sorumluluklar eşittir. Kadının haklarını kullanıyor olması boşanmaya neden oluyorsa, orada eşitlik değil, tahakküm vardır.
Kadınların evden çıkmasını, okumasını ve kendilerini gerçekleştirmesini toplumsal bir tehdit gibi gösteren bu zihniyet kız çocuklarının eğitim hakkını elinden alarak onları erken yaşta zorla evliliklere ve eve hapsedilmeye mahkûm etmek istemektedir. İşsizliğin sebebi (halihazırda oldukça düşük olan) kadın istihdamıymış gibi gösterilmekte ve kadınların iş hayatındaki varlığı “namahrem erkeklerle aynı odada bulunmak” üzerinden ahlak dışı bir durum gibi sunulmaktadır. Kadının eğitim ve çalışma hakkı ve ekonomik bağımsızlığı, her sınıftan, her siyasi görüşten, başörtülü, başörtüsüz bütün kadınların hane içi şiddet ve tahakküme karşı en büyük kalkanıdır. Bu hakkın gasp edilmeye çalışılması, kadını ekonomik şiddet de dahil her türlü şiddete açık hale getirme çabasıdır. Kaldı ki, gerek kamu gerek özel olsun, sağlık, bankacılık ve benzeri kurumların birçoğu sadece hizmet veren değil, aynı zamanda kadınların hizmet aldığı kurumlardır. Bu zihniyet, başörtülü, başörtüsüz tüm kadınların sadece çalışma hakkına değil, kendi başlarına hastaneye gitme, alışveriş yapma, kısacası evden çıkma hakkına da açık bir saldırıdır.
Söz konusu videolarda başörtülü kadınlara verilen ağırlık, başörtülü kadınların ayrıca hedef alındığını göstermektedir. Kadınların yüzlerinin buzlanması, bu kesimlerin örtünmeyi bile yeterli bulmadığını, başörtülü ve başörtüsüz tüm kadınların kamusal alandan tamamen silinmesini arzuladıklarını kanıtlamaktadır. Laik yaşama yapılan bu saldırılar ve şeriat taleplerinin, kadın bedeni ve emeği üzerinden yapılması tesadüf değildir. Laiklik, kadınların yaşam hakkının, medeni haklarının ve özgürlüğünün en büyük güvencelerindendir. Kadınların eğitim ve çalışma hakkını inanç ve “namahrem” referanslarıyla kısıtlamaya çalışan, toplumsal hayatı dini dogmalarla şekillendirmek isteyen bu dil, anayasal bir ilke olan laikliği doğrudan hedef almaktadır.
Söz konusu videolarda açıkça siyasi iradeye seslenilerek “Kanunlar şeriat olsun be Reis” denilmektedir. Bu ifade, Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerinden olan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliğine karşı açık bir başkaldırıdır. Şeriat talebi, Medeni Kanun’un ilga edilmesi, kadınların hukuki haklarının ellerinden alınması ve hayatlarının tamamen eril/dini bir vesayete teslim edilmesi demektedir.
Videoların ikisi de hem Anayasa’yı hem Ceza Yasası’nı açıkça ihlal etmektedir. Anayasa’ya ve hukuk devleti ilkesine uygun hareket ettiğini iddia eden tüm savcıları göreve davet ediyoruz. Başta kadınlar olmak üzere bu ülkedeki tüm yurttaşların bu ülkenin hâkim ve savcılarının hukuka ve insan haklarına bağlı kalarak görevlerini yerine getirebildikleri günleri görmeye ihtiyacı var.
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve bilhassa kadın-erkek eşitliği Anayasa ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır. Anayasa madde 2, 4, 24 (laiklik), 10 (eşitlik), 17 (kişinin dokunulmazlığı ve maddi ve manevi varlığı), 20 (özel hayata saygı), 23 (seyahat özgürlüğü), 41 (ailede eşitlik), 42 (eğitim hakkı), 49 (çalışma hakkı) ve 50 (dinlenme hakkı) ve maddeler ile AİHS; İstanbul Sözleşmesi ve CEDAW 35 no’lu genel tavsiye kararı başta olmak üzere kadın-erkek eşitliğinin anayasal ve uluslararası sözleşme dayanaklarının başta siyasetçiler ve kamu bürokratları olmak üzere kimse tarafından yok sayılması kabul edilemez.
İktidara sesleniyoruz; EŞİK’in“Marjinal Kim?” kampanyasında da belirtildiği gibi, bu ülkenin laik düzeninin ortadan kalkmasını isteyenler bu ülkede marjinal bir azınlıktır. TEPAV’ın yaptığı “Müslüman Çoğunluklu Bir Ülkede Din ve Radikal Tutumlar” araştırmasına göre laik bir ülkede yaşamak isteyenlerin oranı yüzde 82’dir. KONDA’nın yaptığı “Türkiye’de Bir Arada Yaşarız?” araştırmasına göre, devletin tüm bireylere/gruplara/kimliklere eşit mesafede durması gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 94’tür.
Varolan Anayasa hükümlerine başta siyasetçiler, devlet görevlileri ve kamu kurumları yöneticileri olmak üzere istisnasız herkesçe uyulması sağlanmadıkça, Anayasa değiştirme tartışmalarının eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir amaca hizmet etmeyeceğini biliyor; EŞİK’in “Yasalara dokunma, uygula” talebini ısrarla hatırlatıyoruz.
İslam’ın ataerkil yorumlarını savunan bir avuç kadın dışındaki tüm kadınlar olarak bizler, sokaklardan, meydanlardan, okullardan ve iş yerlerimizden vazgeçmiyoruz. Afganistan’da olduğu gibi kadınları evlerine hapseden “gender apartheid” rejimine karşı mücadele eden biz kadınlar, Taliban zihniyetinin Türkiye’deki savunucularına rağmen, anayasal haklarımızı ve laikliği savunmaya, şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşam için mücadele etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.
Eşitlikten ve Laiklikten Vazgeçmiyoruz. Sokakları, Okulları, İş Yerlerimizi Terk Etmiyoruz.
Sosyal medyada bazı kamu görevlileri ve belirli gruplar tarafından dolaşıma sokulan “Evde kalsın kızlar, ne olur reis” ve “Erkekler içinde çalışma bacım” adlı videolardaki Erdoğan’a yalvaran ve kadınları tehdit eden görüntüler ve sözler, kadınların kamusal alandan silinmesini ve şeriat düzeni kurulmasını talep etmektedir. Eşit yurttaşlık kavramını ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik bu talepler, ifade özgürlüğü diyerek geçiştirilemez.
Bu videolar, iktidarın kadın ve aile politikalarına yön vermeye çalışan ve kısmen de başarılı olan zihniyet yapısını bütün çıplaklığıyla göstermesi açısından tüm topluma ve aynı zamanda da iktidara bir uyarı niteliğindedir.
İktidarın İstanbul Sözleşmesi’nden bu zihniyetteki tarikatların baskısıyla çekildiğini hepimiz biliyoruz. Kamusal kreş, huzurevi ve bakımevleri toplumdaki ihtiyacın çok küçük bir kısmını karşılamakta; bakım sorumluluğu kadınların sırtına yüklendiği için kadınların yalnızca %32,5’u kayıtlı bir işte çalışabilmektedir.
Zorunlu eğitim süresinin kısaltılması, yoksulluk nafakasının süreyle sınırlandırılması, hızlı boşanma, 6284 sayılı yasanın kaldırılması gibi talepler, kadınların uzun yıllar süren mücadeleler sonucu elde ettiği tüm kazanımlara göz dikmekte; erkeğin reisliğindeki çok çocuklu aileyi kurmayı hedeflemektedir.
Bütün bunlar, bu videoları dikkate almama ya da gülüp geçme lüksümüzün olmadığını göstermektedir. “Şarkı” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılan bu nefret ve ayrımcılık söylemi, kadınların yüzyıllardır dişiyle tırnağıyla, canıyla kazandığı haklara doğrudan bir saldırıdır.
Kızılay gibi, siyasi görüşü, dini inancı ne olursa olsun, kadın-erkek herkese eşit davranması gereken, kamusal alanda sosyal hizmet vermekle yükümlü bir kurumun başındaki görevlinin kadınların çalışma hayatına ve sosyal hayata katılımını açıkça hedef alması kabul edilemez. Bu şekilde anayasal eşitlik ve laiklik ilkesine karşı çalışan tüm kamu görevlileri yargılanmalı ve görevlerinden alınmalıdır.
Söz konusu söylemlerde kadınların iş hayatına girmesiyle “erkekleştikleri” iddia edilmekte, kadın ile erkek arasındaki eşitlik bir bozulma olarak sunulmaktadır. Kadını yalnızca “ocakta” ve ev içine konumlandıran bu yaklaşım toplumsal cinsiyet eşitliğini reddetmekte, kadını erkeğe bağımlı ikinci sınıf bir varlığa indirgemeye çalışmaktadır. Kadınların çalışma hayatına ve sosyal hayata katılmalarının ekonomik olarak güçlenmelerinin boşanmaya neden olacağı ifade edilmektedir. Eşitlikçi ailelerde haklar ve sorumluluklar eşittir. Kadının haklarını kullanıyor olması boşanmaya neden oluyorsa, orada eşitlik değil, tahakküm vardır.
Kadınların evden çıkmasını, okumasını ve kendilerini gerçekleştirmesini toplumsal bir tehdit gibi gösteren bu zihniyet kız çocuklarının eğitim hakkını elinden alarak onları erken yaşta zorla evliliklere ve eve hapsedilmeye mahkûm etmek istemektedir. İşsizliğin sebebi (halihazırda oldukça düşük olan) kadın istihdamıymış gibi gösterilmekte ve kadınların iş hayatındaki varlığı “namahrem erkeklerle aynı odada bulunmak” üzerinden ahlak dışı bir durum gibi sunulmaktadır. Kadının eğitim ve çalışma hakkı ve ekonomik bağımsızlığı, her sınıftan, her siyasi görüşten, başörtülü, başörtüsüz bütün kadınların hane içi şiddet ve tahakküme karşı en büyük kalkanıdır. Bu hakkın gasp edilmeye çalışılması, kadını ekonomik şiddet de dahil her türlü şiddete açık hale getirme çabasıdır. Kaldı ki, gerek kamu gerek özel olsun, sağlık, bankacılık ve benzeri kurumların birçoğu sadece hizmet veren değil, aynı zamanda kadınların hizmet aldığı kurumlardır. Bu zihniyet, başörtülü, başörtüsüz tüm kadınların sadece çalışma hakkına değil, kendi başlarına hastaneye gitme, alışveriş yapma, kısacası evden çıkma hakkına da açık bir saldırıdır.
Söz konusu videolarda başörtülü kadınlara verilen ağırlık, başörtülü kadınların ayrıca hedef alındığını göstermektedir. Kadınların yüzlerinin buzlanması, bu kesimlerin örtünmeyi bile yeterli bulmadığını, başörtülü ve başörtüsüz tüm kadınların kamusal alandan tamamen silinmesini arzuladıklarını kanıtlamaktadır. Laik yaşama yapılan bu saldırılar ve şeriat taleplerinin, kadın bedeni ve emeği üzerinden yapılması tesadüf değildir. Laiklik, kadınların yaşam hakkının, medeni haklarının ve özgürlüğünün en büyük güvencelerindendir. Kadınların eğitim ve çalışma hakkını inanç ve “namahrem” referanslarıyla kısıtlamaya çalışan, toplumsal hayatı dini dogmalarla şekillendirmek isteyen bu dil, anayasal bir ilke olan laikliği doğrudan hedef almaktadır.
Söz konusu videolarda açıkça siyasi iradeye seslenilerek “Kanunlar şeriat olsun be Reis” denilmektedir. Bu ifade, Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerinden olan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliğine karşı açık bir başkaldırıdır. Şeriat talebi, Medeni Kanun’un ilga edilmesi, kadınların hukuki haklarının ellerinden alınması ve hayatlarının tamamen eril/dini bir vesayete teslim edilmesi demektedir.
Videoların ikisi de hem Anayasa’yı hem Ceza Yasası’nı açıkça ihlal etmektedir. Anayasa’ya ve hukuk devleti ilkesine uygun hareket ettiğini iddia eden tüm savcıları göreve davet ediyoruz. Başta kadınlar olmak üzere bu ülkedeki tüm yurttaşların bu ülkenin hâkim ve savcılarının hukuka ve insan haklarına bağlı kalarak görevlerini yerine getirebildikleri günleri görmeye ihtiyacı var.
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve bilhassa kadın-erkek eşitliği Anayasa ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır. Anayasa madde 2, 4, 24 (laiklik), 10 (eşitlik), 17 (kişinin dokunulmazlığı ve maddi ve manevi varlığı), 20 (özel hayata saygı), 23 (seyahat özgürlüğü), 41 (ailede eşitlik), 42 (eğitim hakkı), 49 (çalışma hakkı) ve 50 (dinlenme hakkı) ve maddeler ile AİHS; İstanbul Sözleşmesi ve CEDAW 35 no’lu genel tavsiye kararı başta olmak üzere kadın-erkek eşitliğinin anayasal ve uluslararası sözleşme dayanaklarının başta siyasetçiler ve kamu bürokratları olmak üzere kimse tarafından yok sayılması kabul edilemez.
İktidara sesleniyoruz; EŞİK’in“Marjinal Kim?” kampanyasında da belirtildiği gibi, bu ülkenin laik düzeninin ortadan kalkmasını isteyenler bu ülkede marjinal bir azınlıktır. TEPAV’ın yaptığı “Müslüman Çoğunluklu Bir Ülkede Din ve Radikal Tutumlar” araştırmasına göre laik bir ülkede yaşamak isteyenlerin oranı yüzde 82’dir. KONDA’nın yaptığı “Türkiye’de Bir Arada Yaşarız?” araştırmasına göre, devletin tüm bireylere/gruplara/kimliklere eşit mesafede durması gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 94’tür.
Varolan Anayasa hükümlerine başta siyasetçiler, devlet görevlileri ve kamu kurumları yöneticileri olmak üzere istisnasız herkesçe uyulması sağlanmadıkça, Anayasa değiştirme tartışmalarının eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir amaca hizmet etmeyeceğini biliyor; EŞİK’in “Yasalara dokunma, uygula” talebini ısrarla hatırlatıyoruz.
İslam’ın ataerkil yorumlarını savunan bir avuç kadın dışındaki tüm kadınlar olarak bizler, sokaklardan, meydanlardan, okullardan ve iş yerlerimizden vazgeçmiyoruz. Afganistan’da olduğu gibi kadınları evlerine hapseden “gender apartheid” rejimine karşı mücadele eden biz kadınlar, Taliban zihniyetinin Türkiye’deki savunucularına rağmen, anayasal haklarımızı ve laikliği savunmaya, şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşam için mücadele etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.
Hayatlarımızdan, haklarımızdan, hayallerimizden vazgeçmeyeceğiz.
EŞİK - Eşitlik İçin Kadın Platformu
18 Mayıs 2026