Danıştay’ı göreve çağıran dilekçemiz

Danıştay 10. Dairesi’ne 24 Haziran 2021 tarihinde sunulan ve yürütmeyi durdurma talebinin ivedilikle ele alınması talebimizi içeren ek dilekçe örneği için tıklayınız.

DANIŞTAY 10. DAİRESİ

SAYIN BAŞKANLIĞINA

Yürütmeyi Durdurma Talebinin

İvedilikle Ele Alınması İstemlidir

Dosya No : 2021/2898 E. 

DAVACI                    : Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği
VEKİLİ                      :  Av. Hülya Gülbahar
DAVALI                    : Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı                
KONUSU                 : Dosyanın ivedilikle incelemeye alınarak yürütmenin durdurulması kararı verilmesi istemidir. 

AÇIKLAMALAR      : 

Dava dilekçemiz ile;

1- 20.03.2021 tarih ve 31429 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından Feshedilmesi Hakkında Karar”ın (Karar Sayısı: 3718ve
2- 30,04.2021 tarih ve 31470 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “19.3.2021 Tarihli ve 3718 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye Cumhuriyeti Bakımından Feshedilen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından Sona Erme Tarihinin 1.7.2021 Olarak Tespit Edilmesi Hakkında Karar” (Karar Sayısı: 3928)’ın

İvedilikle yürütmelerinin durdurulması ve yapılacak yargılama sonunda davaya konu işlemlerin ayrı ayrı iptaline karar verilmesi talep edilmiştir.

Dava dilekçemizde de belirtildiği gibi dava konusu işlemler, Anayasa’ya aykırılığı ve tam kanunsuzluk nedeniyle yok hükmünde olmasının yanı sıra kararın uygulanmasının telafisi güç ve imkansız zararlara yol açacağından yürütmesinin ivedilikle durdurulması talep edilmiştir.

Dava tarihimiz 20.05.2021 olmasına ve üzerinden BİR AYI AŞKIN süre geçmesine rağmen yürütmenin durdurulması yönündeki İVEDİLİKLİ talebimiz hakkında 24.06.2021 tarihi itibarıyla hala bir cevap verilmemiştir. (Davamızın UYAP sorgusunda, dava dilekçemizin karşı tarafı tebliğ edildiğine dair herhangi bir belge bulunmamaktadır)

Oysa ki, davaya konu CB Kararları nedeniyle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi Türkiye Cumhuriyeti bakımından 1 Temmuz 2021 tarihinde sona erecek ve Türkiye bu sözleşmede taraf devlet olmaktan çıkacaktır.

Bu nedenle Sayın Mahkeme’nin acilen yürütmeyi durdurma kararı vermesi gerekmektedir. Çünkü;

  1. Davamız konusu ve uyuşmazlığın hukuki niteliği gereğince ivedi işlerdendir ve ivedi işlerde cevap süresi 15 gün olarak kısaltılabileceği gibi cevap dilekçesi beklenmeden de karar verilebilecektir. Buna rağmen dava dilekçemiz hakkında (makul bir süre bulunduğu halde), SEBEPSİZ, GEREKÇESİZ, DAYANAKSIZ olarak gerekli işlemler yapılmamıştır.
  2. Dava konusu işlemler, herhangi bir idari birimin aldığı kararlar ve yaptığı işlemler dizisi olmayıp, Cumhurbaşkanı tarafından Resmi Gazete’de yayınlanan ve kamuoyu tarafından bilinen iki adet birkaç cümlelik karardır. Dolayısıyla karar vermek için dosyanın bekletilmesi, savunma ya da idari işlem dosyası istenmesi hukuka aykırı bir tutumdur.  
  3. Kaldı ki, aynı idari işlemle ilgili Resmi Gazete’de yayınlanma tarihi olan 20.03.2021 tarihinden itibaren açılan çok sayıda dava olup, hiçbir dava dosyasında hala YÜRÜTMEYİ DURDURMA yönünde bir karar oluşturulmamıştır.

Bu açık durum karşısında Sayın Dairenizden davalının cevap dilekçesini beklemeksizin dosyayı İVEDİLİKLE ele alıp yürütmenin durdurulması talebimiz hakkında karar verilmesini talep etmek zorunda kalmış bulunmaktayız. Çünkü; başta kadınlar olmak üzere, LGBTİ+ların, çocukların, göçmenlerin, engelliler ile ayrımcılık ve şiddete yoğun biçimde maruz bırakılan tüm kesimlerin YAŞAM HAKKI başta olmak üzere bir çok temel hakkını güvence altına alan ve güvence altına alma usulleri hakkında devlete pozitif yükümlülükler yükleyen uluslararası bir sözleşmeden çekilme kararının yürütmesinin durdurulması kararının derhal verilmesi gerekmektedir. 

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının yürütmesinin durdurulması, şiddet karşısında yaşam ve vücut bütünlüğünü korumak için kritik bir önem taşıyan diğer iç hukuk mevzuatımızın daha etkin bir biçimde uygulanmasını sağlamak açısından da zorunludur. Gerek İstanbul Sözleşmesine atıf yapan 6284 Sayılı Kanun, gerek Türk Ceza Kanunu ve gerekse de Ceza Muhakemesi Kanunu’nun uygulanma güvenliği söz konusudur. 

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi 29/4/2021 tarihinde 2020/71 E. numaralı dosyada, (65) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesiyle ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (III) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin, konu bakımından, yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Söz konusu kararda; Anayasa’nın 130. maddesinde üniversitelerin kanunla kurulacağı vurgulanmış olup dava konusu kuraldaki üniversite öğretim elemanlarının kadrolarının düzenlenmesine ilişkin husus Anayasa’da Cumhurbaşkanı Kararları/Kararnameleriyle düzenleneceği özel olarak öngörülen konulara ilişkin de değildir. Bu itibarla Anayasa’nın 130. maddesi bağlamında 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı şekilde düzenleme yapıldığı anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir” denmiştir. 

Bu yeni AYM kararında da görüleceği üzere, öğretim elemanlarının kadrolarının düzenlenmesi Cumhurbaşkanı Kararları/Kararnameleriyle yapılamaz iken; temel hak ve özgürlüklere dair uluslararası bir sözleşmeden bir Cumhurbaşkanı Kararı ile çıkmak hukuken mümkün olamaz. Bunun hukuka aykırı olduğu açıktır.

Dava dilekçemiz içeriğinde de ayrıntılı olarak açıkladığımız gibi, Cumhurbaşkanlığı kararı ya da kararnamesi ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenleme yapılamaz. İstanbul Sözleşmesi’nin neredeyse tüm maddelerinin, genel olarak bakıldığında kadının temel hak ve özgürlüklerini anayasanın dahi üzerinde koruma imkanı veren hükümler olduğu ve bizatihi kadının temel hak ve özgürlüklerine ilişkin olduğu açıktır. Bu nedenle de, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenme yasağı içerisindeki alandadır. Dava konusu işlem bu nedenle de Anayasaya açıkça aykırıdır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, açıkça Anayasaya ve hukuka aykırı olan idari işlemlerin uygulanması halinde her gün şiddet mağduru olan, şiddet nedeniyle yaşamını yitiren ya da ciddi bedensel ve ruhsal travmalara maruz kalan şiddet mağdurları için telafisi güç ve olanaksız zararlar doğacağı açıktır. Sözleşme’nin yokluğu, pek çok saldırgan için yeni bir teşvike ve kadına yönelik şiddetle mücadelede yükümlülüğü olan devlet memurlarının görevlerini ihmal ve suistimal etmelerine neden olacaktır. Nitekim dava konusu ilk CB Kararı’nın basına yansıdığı günden bu yana gerek Baroların kadın hakları birimleri, gerekse sahada çalışan ve şiddet başvurusu alan kadın örgütleri; kolluk birimlerinde şiddet mağduru kadınların şikâyetlerinin çeşitli bahanelerle işleme alınmadığı, şiddet mağduru kadınların saatlerce bekletildiğini ve şiddet faillerine yönelik olarak “artık koruma/uzaklaştırma kararı verilemeyeceği” söylemleri gibi olumsuz uygulamalarda artış olduğunu bildirmektedir. Aynı şekilde toplumda, devletin şiddeti önleme ve mağduru koruma görevini terketttiği algısına yol açacak; toplumun Sözleşme ile korunan hakları ve şiddet yasaklarını kabul etmesi ve uygulaması konusunda caydırıcı bir etkisi olacaktır. 

Sözleşme, özel ya da kamusal alanda şiddet içermeyen bir toplum, aile ve kişisel ilişkiler hedefi; şiddet hatları, cinsel şiddet kriz merkezleri gibi kurumsal düzenlemeler; mağdurların korunması, zararlarının giderilmesi ve faillerin cezalandırılması konusundaki hükümleri nedeniyle ulusal mevzuatta yer almayan genişlikte hukuksal düzenlemeler içermektedir. Sözleşmeden çıkış ile bu geniş kapsamlı düzenlemeler rafa kaldırılacak; devletlerin sözleşme gereği kadına karşı şiddetin ve ev içi şiddetin ortadan kaldırılması konusundaki kısa, orta ve uzun vadeli politikalarına yol gösterme ve gelişmeleri izleme görevi olan uzman eylem grubu GREVIO’nun hiçbir yetkisi kalmayacaktır.

Bu nedenle sözleşmeden çıkış konusunda bir “kamu yararı” bulunmadığı gibi; her gün en az üç kadının öldürüldüğü ve kadına karşı şiddetin her geçen gün daha da olağan hale gelmeye başladığı koşullarda kamu düzenini tehdit edecek ve kamu düzeninin daha da bozulmasına neden olacaktır.

Anayasa, madde 138 hükmü gereğince, “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Bu nedenle Sayın Mahkemenin, hiçbir otoritenin etkisi altında kalmaksızın, Anayasaya, yasaya ve kadınların insan hakları başta olmak üzere insan haklarının yazılı ya da yazısız temel ilkelerine uygun olarak karar vermesini bekliyoruz.

İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olma sıfatının 01.07.2021 tarihinde sona ereceği dikkate alındığında huzurdaki davada İYUK 27. Maddesinde düzenlenen idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumu birlikte söz konusudur. Bu nedenle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. Maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı tarafın cevap dilekçesi beklenmeksizin ivedilikle YÜRÜTMENİN DURDURULMASI talebimizin kabulüne, Sayın Daireniz aksi görüşte ise davalının cevap dilekçesinden sonra  yeniden değerlendirilmek üzere GEÇİCİ YÜRÜTMENİNİN DURDURULMASI KARARI verilmesini talep zorunluluğumuz doğmuştur.

SONUÇ ve İSTEM    : Yukarıda belirttiğimiz, dava dilekçemizde açıkladığımız ve re’sen gözetilecek nedenlerle davalının cevap dilekçesi veya cevap verme süresi beklenmeksizin ivedilikli olarak dosyamızın ele alınmasını ve YÜRÜTMENİN DURDURULMASI kararı verilmesini saygılarımızla talep ederiz. 24.06.2021

                                                                                              Davacı Vekili

                                                                                         Av. Hülya Gülbahar