Danıştay 10. Dairesi derhal yürütmeyi durdurma kararı vermelidir

İstanbul Sözleşmesi, Türkiye’nin meselesidir;

Danıştay 10. Dairesi derhal yürütmeyi durdurma kararı vermelidir

19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece Cumhurbaşkanı’nın tek başına aldığı bir kararla Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkacağı açıklandı. 

20 Mart 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan bu kararın ardından, 30 Nisan 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ikinci bir Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye’nin 1 Temmuz 2021 tarihi itibarıyla Sözleşme’nin tarafı olmaktan çıkacağı ilan edildi.

Hukuken geçersiz olan, yok hükmünde olan bu İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış kararına karşı pek çok kadın ve kadın örgütü, aynı zamanda barolar, STK’lar ve siyasi partiler, yürütmenin durdurulması ve bu kararlarının iptali talebiyle Danıştay’a başvurdu. Danıştay 10. Dairesi, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin kesinleşmesine sadece 6 gün kalmasına rağmen, anayasal dayanaktan yoksun ve hukuken yok hükmündeki bu kararların yürütmesini hala durdurmadı ya da iptal kararı vermedi.

Danıştayı acilen yürütmeyi durdurma kararı vermeye çağırıyoruz.

Açıkça Anayasaya ve hukuka aykırı olan idari işlemlerin uygulanması halinde her gün şiddet mağduru olan, şiddet nedeniyle yaşamını yitiren ya da ciddi bedensel ve ruhsal travmalara maruz kalan şiddet mağdurları için telafisi güç ve olanaksız zararlar doğacağı açıktır. Sözleşme’nin yokluğu, pek çok saldırgan için yeni bir teşvike ve kadına yönelik şiddetle mücadelede yükümlülüğü olan devlet memurlarının görevlerini ihmal ve suistimal etmelerine neden olacaktır. 

Nitekim dava konusu ilk CB Kararı’nın basına yansıdığı günden bu yana gerek Baroların kadın hakları birimleri, gerekse sahada çalışan ve şiddet başvurusu alan kadın örgütleri; kolluk birimlerinde şiddet mağduru kadınların şikâyetlerinin çeşitli bahanelerle işleme alınmadığı, şiddet mağduru kadınların saatlerce bekletildiğini ve şiddet faillerine yönelik olarak “artık koruma/uzaklaştırma kararı verilemeyeceği” söylemleri gibi olumsuz uygulamalarda artış olduğunu bildirmektedir. 

Aynı şekilde toplumda, devletin şiddeti önleme ve mağduru koruma görevini terkettiği algısına yol açacak; toplumun Sözleşme ile korunan hakları ve şiddet yasaklarını kabul etmesi ve uygulaması konusunda caydırıcı bir etkisi olacaktır. 

Sözleşme, özel ya da kamusal alanda şiddet içermeyen bir toplum, aile ve kişisel ilişkiler hedefi; şiddet hatları, cinsel şiddet kriz merkezleri gibi kurumsal düzenlemeler; mağdurların korunması, zararlarının giderilmesi ve faillerin cezalandırılması konusundaki hükümleri nedeniyle ulusal mevzuatta yer almayan genişlikte hukuksal düzenlemeler içermektedir. Sözleşmeden çıkış ile bu geniş kapsamlı düzenlemeler rafa kaldırılacak; devletlerin sözleşme gereği kadına karşı şiddetin ve ev içi şiddetin ortadan kaldırılması konusundaki kısa, orta ve uzun vadeli politikalarına yol gösterme ve gelişmeleri izleme görevi olan uzman eylem grubu GREVIO’nun hiçbir yetkisi kalmayacaktır.

Bu nedenle sözleşmeden çıkış konusunda bir “kamu yararı” bulunmadığı gibi; her gün en az üç kadının öldürüldüğü ve kadına karşı şiddetin her geçen gün daha da olağan hale gelmeye başladığı koşullarda kamu düzenini tehdit edecek ve kamu düzeninin daha da bozulmasına neden olacaktır.

İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olma sıfatının 01.07.2021 tarihinde sona ereceği dikkate alındığında bu kararların uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğacaktır. Bu kararlar açıkça hukuka aykırı olduğu içinivedilikle yürütmeyi durdurma kararı verilmesi zorunludur.

İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı en az 2 bin 336 kadın şimdi aramızda olacaktı

İstanbul Sözleşmesi, kadınların ve LGBTİ+’ların can güvenliği ve şiddetsiz bir hayat hakkı için kritik önemde bir hukuki belgedir. Danıştay, 1 Temmuz’dan önce yürütmeyi durdurma kararı vermediği takdirde, sonrasında vereceği kararın bir anlamı olmayacaktır. Taraf olunduğu tarihten itibaren uygulansaydı en az 2 bin 336 kadının hayatta kalmasını sağlayacak bir sözleşme ile ilgili Danıştay’ın önüne gelen başvuruları görmezden gelmesi, kararı 1 Temmuz sonrası bir tarihe ertelemesi kabul edilemez.

1 Temmuz dönüm noktası…

İstanbul Sözleşmesi’nin kadın hakları açısından kanıtlanmış faydalarına rağmen, Sözleşme’ye karşı çıkanlar tarafından yalan beyanlar yayılmaya devam etmektedir. Aile değerlerini ve geleneklerini savunma bahanesi altında, kadın düşmanı ve homofobik bir gündem yükseltilmektedir. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin hukuk dışı karardan derhal vazgeçilmelidir. Aksi takdirde;

  • Türkiye Cumhuriyeti devletinin, kadına karşı şiddeti önleme, mağdurları koruma ve failleri cezalandırma görevinden vazgeçme kararını tescillemiş olacaktır. 
  • Bu aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası insan hakları hukukundan, evrensel hukuk sisteminden kopması anlamına gelmektedir. Şu anda, çocukları cinsel istismar ve sömürüden koruma amaçlı Avrupa Konseyi Lanzarote Sözleşmesi ve diğer uluslararası sözleşmelerden de aynı yöntemle çıkılabilecektir.
  • İstanbul Sözleşmesi’nin 24 Kasım 2011 tarihli ve 6251 sayılı onay kanununda olduğu gibi tüm kanunlar, tek bir gerekçe sunulmayan, birkaç cümlelik bir Cumhurbaşkanı kararı ile yürürlükten kaldırılabilir hale gelecektir.

Bütün bu süreçlerin çok yönlü olumsuz etkileri olacağı açıktır. Bu nedenle toplumun tüm kesimlerince öncelikli sorun olarak görülmesi gerekmektedir. İstanbul Sözleşmesi yalnızca kadınların değil, tüm Türkiye’nin meselesidir.

#DanıştayYürütmeyiDurdur

#İstanbulSözleşmesindenVazgeçmiyoruz

#GözümüzÜzerinizde

24 Haziran 2021

EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu

Danıştay 10. Dairesi’ne 24 Haziran 2021 tarihinde sunulan ve yürütmeyi durdurma talebinin ivedilikle ele alınması talebimizi içeren ek dilekçe örneği için tıklayınız.

iletisim@esikplatform.net