Bu Kaçıncı ‘Uygulanmayacak’ Eylem Planı?

Hiçbir hukuki gerekçe belirtilmeden, tek kişinin tek cümlelik kararıyla Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme bildiriminin yürürlüğe girdiği 1 Temmuz günü, kadına karşı şiddetle mücadele için 4. Eylem Planı açıklandı. Dünya sözleşmesi olma yolunda ilerleyen, Birleşmiş Milletler tarafından şiddeti önlemede “altın standart” olarak nitelenen İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçen iktidar, açıkladığı 4. eylem planını hayata geçireceğine inanmamızı bekliyor.

Oysa ki aynı iktidar 2006 yılında yayınladığı ve halen yürürlükte olan “Çocuk ve Kadınlara Yönelik Şiddet Hareketleriyle Töre ve Namus Cinayetlerinin Önlenmesi İçin Alınacak Tedbirler” konulu Başbakanlık Genelgesini hayata geçirmemişti. Gerek son derece kapsamlı, bütünlüklü ve bilimsel içerikli bu genelgeyi ve gerekse kadın örgütlerinin de katkısıyla hazırlanan 1. Ulusal Eylem Planı’nı (2007-2010) uygulamak yerine 4. kez uygulanmayacağı baştan belli yeni bir eylem planı açıklamak inandırıcılıktan uzaktır. Hem genelgede, hem de ilk eylem planında vurgulanan kadın erkek eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları bu iktidar tarafından çoktan terk edilmiştir. Son 5-6 yılda açıklanan her eylem planı ya da önlem paketi kadın haklarından geriye gidişe işaret etmektedir.

İktidarın, Meclise henüz iki hafta önce getirdiği 4. yargı paketi cinsel saldırı ve istismarın da dahil olduğu katalog suçlarda ‘somut delil’ şartı getirirken; ısrarlı takip suçu paketten çıkarılmıştı. Açıklanan kamuda tasarruf önlemleri paketine külliye dahil edilmezken, “Kamu kurum ve kuruluşlarınca hiçbir surette kreş vb ile ilgili arsa/arazi satın alınmayacak, kamulaştırılmayacak, yeni kiralama yapılmayacak, yeni inşaata başlanmayacak” denilerek kreş açmak kesin olarak yasaklanmaktadır.

Ayrıca, her fırsatta çocuk istismarcılarına af, kadınların yoksulluk nafakasının kısıtlanması, 6284’ün kırpılması gibi konuları gündeme getirenlerin; şiddet önleme eylem planı açıklamalarını, şiddeti önleyecekleri propagandalarını samimi bulmak imkansızdır.

 “Kadına yönelik şiddetin sebeplerinin tüm yönleriyle araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nda şiddetin nedenini failin “ayı genine” sahip olmasıyla açıklayan sözde uzmanların ya da kadın düşmanı yayınları ile bilinen gazete yöneticilerinin dinlendiği; her gün en az 3 kadının öldürüldüğü bir ülkede birincil görevi cinsiyete dayalı şiddeti önlemek olan bakanın “şiddetin tolere edilebilir” olduğunu söylediği bir süreçte açıklanan bu eylem planı kamuoyunu oyalama çabasıdır.

Kısacası, şiddetin nedenlerini ve çözüm yollarını yeniden keşfediyor gibi yapan, bunları net ve kapsayıcı şekilde ortaya koyan İstanbul Sözleşmesi’ni yok etmeye çalışan iktidarın, yeni eylem planı açıklamasını algı oluşturmak amaçlı ve çözümden uzak buluyoruz.

  • Kendi yaptıkları anayasal düzenlemelere, evrensel hukuk değerlerine, insan hakları evrensel standartlarına, demokrasiye aykırı davranan,
  • Eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı gibi temel ilkelerden vazgeçen ve tüm temel insan hakları belgelerini Türkiye açısından tartışmalı hale getiren,
  • Anayasa’nın eşitlik ilkesinden, devlet olarak kadın erkek eşitliği ve kadına karşı şiddeti önleme politikalarından vazgeçtiğini tüm dünyaya ilan eden,
  • Hukukun tam olarak devreden çıkartıldığı bir devlet düzenini ve egemen azınlığın mutlak tahakkümüne dayalı, hiyerarşik toplum modelini dayatan,
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını bütün metinlerden ve eylem planlarından çıkaran ve açıkça. devletin her kademesinde kadınlarla erkeklerin eşit olmadığı propagandası yapan,
  • Kurduğu ayrımcı ve ötekileştiren / nefret suçu oluşturan söylemle LGBT+’ları hedef gösteren ve yaşamlarını tehdit eden;
  • Ve cinsiyeti, cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelimi nedeniyle şiddete maruz bırakılan her bireyi şiddetten korumayı esas alan uluslararası bir sözleşmeden hukuksuz şekilde çekilerek, olası failleri cesaretlendiren, maruz bırakıldığı şiddetten kurtulmak için harekete geçebileceklerin ise cesaretini kıran iktidardan cinsiyet eşitliğini sağlamasını ve şiddeti önleme politikalarını hayata geçirmesini beklemiyoruz.

Bugün artık hak ve demokrasi mücadelesi için bir eşikteyiz…

Bizler eşitlik, özgürlük, demokrasi ve adalet isteyen milyonlarız. Dünyayı değiştirme hayali ve bunu gerçekleştirmek için fikirleri olan, boyun eğmeyen milyonlar. Kadın hareketi olarak İstanbul Sözleşmesi için verilen mücadelede en geniş ittifakları kurmayı başardık, her geçen gün ortak mücadeleyi büyütüyoruz. Her alanda ve hızla, örgütlülüğü genişletmek ve derinleştirmek, geniş koalisyonlar kurmak için sadece kendimize inanıyoruz.

20 yıldır eşitliğe inanmayan; demokrasi ve hukuk devleti ilkesine savaş açan bir zihniyetin iktidarda olduğu Türkiye’de, hakları ve hayatları için mücadele eden kadın ve LGBTİ+’ları artık hiçbir şey durduramaz. İstanbul Sözleşmesi ile ilgili gelişmeler mücadelemizi sonlandırmayacak, hayatın her alanında eşit ve özgür bir yaşam için birleşerek ve büyüyerek mücadeleye devam edeceğiz.

1 Temmuz 2021 tarihi İstanbul Sözleşmesi’nin geçersiz olduğu gün değil her bir maddesinin uygulanması, hayatın içinde kök salması için büyüttüğümüz mücadelenin bir simgesi olacak.

Bu EŞİK aşılamaz! Aşılmasına izin vermeyeceğiz!

#İstanbulSözleşmesindenVazgeçmiyoruz

2 Temmuz 2021

EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu